english german arabic turkish

banner9

banner8

banner12

Beştepe'deki müsilaj zirvesinin sonuç bildirgesi açıklandı

banner11

Marmara Denizi'nde görülen müsilaj sorununun çözümü için Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından oluşturulan akademik heyetin katılımıyla düzenlenen toplantıda, denizlerdeki müsilaj sorununun çözümüne yönelik bilimsel yöntemler masaya yatırıldı. Toplantı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla gerçekleştirildi.

TÜRKİYE 11.06.2021, 08:30 Buse Asıgöz
126
Beştepe'deki müsilaj zirvesinin sonuç bildirgesi açıklandı
banner24

Erdoğan, YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç başkanlığındaki uzman akademik heyetin müsilaj konusundaki bilimsel araştırmalarını ve çözüm önerilerini tek tek dinledi.

NTV'nin haberine göre, Erdoğan, toplantıda yaptığı konuşmada, hükümet olarak son günlerde Marmara Denizi'nde ortaya çıkan müsilaj sorununu ilk andan itibaren yakın takibe aldıklarını, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile TÜBİTAK ve diğer ilgili kurumları hemen harekete geçirdiklerini ifade etti.

 

Denizdeki gelişmeler mercek altına alınırken, karada da tüm atık su ve katı atık tesislerindeki denetimlere hız verdiklerini vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi:

 

"Yine birkaç gün önce bilim insanlarımızın, kurum temsilcilerimizin, sivil toplum kuruluşlarımızın ve belediye yetkililerinin katılımıyla geniş kapsamlı bir istişare toplantısı Kocaeli'de düzenlendi. Marmara Denizi Koruma Eylem Planımızı da milletimizle paylaştık. Deniz temizliğine ilişkin genelgemizi de Marmara'daki illerimize gönderdik. Salı günü itibarıyla birçok farklı bölgede karadan ve denizden temizlik çalışmalarına başlandı."

 

Erdoğan, YÖK öncülüğünde yapılacak katkıların sorunun çözümü konusunda büyük önem taşıdığını, müsilaj meselesini ve denizlerdeki kirliliği ortadan kaldırmak için bilimin ve bilim insanlarının tavsiyelerinin kendilerine yol gösterici olacağını belirtti.

 

Müsilaj sorununun çözümüne yönelik akademik çalışmaların değerlendirildiği toplantının sonuç bildirgesi de yayımlandı.

 

SONUÇ BİLDİRGESİ
 


Bildirgede, denizlerin birçok canlı için mükemmel bir ekosistem olmasının yanında insanlık için en kaliteli gıda temin ambarları olarak bilindiği, ekolojik ve ekonomik önemi nedeniyle deniz kaynaklarının bilinçli kullanımı ve sürdürülebilirliğinin sağlanmasının büyük önem taşıdığı belirtildi.

 

İnsan kaynaklı tehditlerin yoğunluğu ve dağılımının şu anda insanlık tarihinde görülmemiş seviyelere ulaştığı vurgulanan bildirgede, şu ifadelere yer verildi:

 

"Marmara Denizi'nde son yıllarda gerek insan kaynaklı gerek doğal birtakım baskılar mevcuttur. Bu baskıları oluşturan nedenler artan sıcaklık, oksijen azalması, okyanus asitlenmesi, karasal girdiler (atık su, besin elementi), aşırı avlanma, kirlilik, istilacı türler, gemicilik faaliyetleri... Marmara Denizi'miz dört havza ile çevrelenmiştir. Toplam kıyı şeridi 240 kilometredir. Özellikle, yüksek deniz suyu sıcaklığı, rüzgarsız ve sakin hava koşullarında ve yüksek karasal girdiler müsilaj yapıyı görme olasılığını artırmaktadır. Müsilaj yapı, dünya denizlerinde her yerde bulunabildiği gibi, Marmara Denizi'nde de gözlenmektedir. Marmara Denizi'nin bir iç deniz olması, dar geçitli boğazlar ile diğer denizlerle bağlantısının kısıtlı olması, bölgedeki artan nüfus yoğunluğu, yeterli düzeyde arıtılmayan ve deşarjları kısmen kontrolsüz yürütülen evsel ve endüstriyel atıklara maruz kalması, deniz tarama ve boşaltma faaliyetleri ile kıyı dolgu alanlarına bağlı habitat kaybı, aşırı ve kontrolsüz avcılık ve iklim değişikliğine bağlı deniz suyu sıcaklıklarının artması gibi nedenlerle bu tek hücreli canlılar kendileri için değişen ortam koşullarına tepki göstermeye başlamış, normalden fazla ve/veya hızlı şekilde hücre içi organik yapıdaki sıvılarını boşaltma yoluna gitmişlerdir."

 

Bildirgede, Marmara Denizi gibi yarı kapalı denizlerde sürekli olarak yapılan atık su boşaltımlarının kirletici yükü artırdığı ve bu durumun aşırı üretime sebep olabildiği ifade edildi.

 

Özellikle azot ve fosforca zengin besin elementi girdisi ile durgun hava şartları ve sıcaklık artışıyla tek hücreli canlıların sayısının ve müsilaja yol açan hücre içi salgısının aşırı arttığına dikkat çekilen bildirgede, şu tespitlere yer verildi:

 

"Çeşitli kirleticilerle zengin müsilaj, deniz dibine inerek bentik fauna ve floranın yapısını bozmakta ve orada yaşayan canlıların yaşamını sınırlandırmaktadır. Oluşan müsilajlı kitle içerisinde ağır metallerin de birikebilme oranı oldukça yüksektir. Ayrıca Marmara Denizi alt sularının oksijence oldukça fakir olduğu düşünüldüğünde, organik maddece çok zengin bu malzemenin bakteriyel tüketim ile oksijenin daha da azalmasına neden olacağı bilinmektedir. Türkiye nüfusunun önemli bir bölümünün Marmara Denizi’nin etrafındaki büyük illerde yaşaması, endüstriyel faaliyetlerin önemli bir bölümünün bu bölgede bulunması, Karadeniz ülkelerinin deniz taşımacılığında Marmara Denizi'ni kullanması, az da olsa turizm amaçlı kullanılması Marmara Denizi'nin sosyo-ekonomik önemini de artırmaktadır. Çanakkale ve İstanbul boğazları ile birlikte Türk Boğazlar Sistemi'ni (TBS) oluşturan Marmara Denizi'nde özellikle son yıllarda artan deniz trafiği ve İstanbul Boğazı üzerinden gelen Karadeniz kökenli kirleticiler bu baskıyı daha da arttırmaktadır."

 

Bildirgede, küresel ısınmanın etkisiyle özellikle son 10 yılda Marmara Denizi yüzey ve alt tabaka sularının sıcaklığının daha hızlı arttığı vurgulandı.

 

Deniz canlılarının stres sonucu oluşturdukları müsilaj gibi aşırı doğa olaylarının küresel ısınmayla 1950'li yıllardan itibaren diğer denizlerde olduğu gibi Marmara Denizi'nde de giderek artan sıklıkla oluştuğunun gözlendiği belirtilen bildirgede, bu sorunların doğru anlaşılabilmesi için birçok farklı disiplinde uzman bilim insanının gerek gözlem gerekse öngörü kabiliyeti olan modellerle bu sorunlara yaklaşması gerektiği aktarıldı.

 

Müsilaj gibi öngörülmesi zor problemler üzerine denizlerin oşinografisi doğru anlaşılmadan çözüm önerisi sunma ve geliştirmenin mümkün olmadığına işaret edilen bildirgede, "Örneğin Marmara Denizi'nde uzun süredir insan kaynaklı karasal girdilerden (besin tuzları, ağır metaller) ve iklim sebebi ile denizde sıcaklık artışı ve akıntı sistemlerinde değişimlerden dolayı oksijen azalması artarak sürmekte ve bununla birlikte biyoçeşitlilik kaybı da deniz ekosistemini savunmasız bırakmaktadır ve müsilaj, zararlı alg artışı, deniz anası istilası, toplu balık ölümleri gibi olayların yaşanması esasında kaçınılmaz olmuştur." ifadeleri kullanıldı.

 

Deniz ve su biliminin görece genç bir bilim olmasına rağmen, bugün doğa bilimleri içinde yoğun katkıya ve öneme sahip bir bilim dalı olarak ortaya çıktığı vurgulanan bildirgede, şunları kaydedildi:

 

"Deniz ve su biliminin bu süreçte temel bilim (fizik, kimya, biyoloji, matematik) desteği ve diğer iklim bilimleri (meteoroloji, klimatoloji, ekoloji, paleontoloji, vs.) ile amaç ve kapsam örtüşmesi artmıştır. Böylece sağlanan bilgi ve yeteneklerle çevresel yönetişime katkıda bulunulmak suretiyle gelecekte de topluma hizmet edilecektir. Bu nedenle deniz bilimini geliştirme faaliyetleri bütünüyle geleceğe yatırımdır, yaşam kaynağı denizlere bilimle sahip çıkmaktır. Denizler bütünlükçü şekilde çalışılmadığı sürece denizlerle ilgili karmaşık problemlere çözüm getirmek mümkün değildir. Deniz ve su bilimleri gibi çok disiplinli ve yüksek teknoloji gerektiren alanlar, gerçek manada gözlem sistemleri, laboratuvarlar ve gemi gibi altyapılara ihtiyaç duyarlar. Deniz bilimlerinde problemler rutin izleme ötesinde interdisipliner çalışmalar konusunda uzmanlaşmış akademisyenler tarafından ele alınarak çözüme ulaştırılabilir. Bu nedenle, deniz bilimleri ve su bilimleri alanlarının akademideki yeri daha da güçlendirilmelidir. Gezegenimizin yaşanabilirliğinde hayati bir rolü olan denizlerin bu rolü oynamasını sağlayan tüm süreçleri bütünleşik olarak kavrayabilen, araştırabilen ve yeni bilgiler üretebilen bilim insanlarının yetiştirilebilmesi önemlidir. YÖK’ün son yıllarda ilgili lisans programlarına kaydolan öğrencilerin desteklenmesine yönelik girişimleri daha ileri aşamalara da taşınmalıdır.

 

Ekonomik kaynaklarıyla, kirlilik ve ekosistem problemleriyle, bütün sorumluluğu yalnızca bize ait olan Marmara Denizi’nde yapılacak faaliyetlerin tamamının planlanmasında deniz ekosisteminin sağlıklı olması birinci planda tutularak bütün paydaşların yararına olması gözetilmelidir. Marmara Denizi ekolojisi dayanıklılığını yitirmiştir ve dış etkenlere karşı korumasız bir hale gelmiştir. Müsilajın ötesinde Marmara Denizi’nde şu anda zararlı alg, deniz anası aşırı artışları, hidrogen sülfür oluşumu gibi riskler de bulunmaktadır. Dolayısıyla Marmara Denizi'nin sağlığına yönelik bütüncül yaklaşımlar benimsenmelidir."

 

"İZLEME KOMİTESİ KURULMALI"

 

Toplantının sonuç bildirgesinde, acil durum önerileriyle eğitim ve araştırmayla ilgili önerilere de yer verildi. Acil durum önerileri şu şekilde sıralandı:

 

"Marmara Denizi'nin tüm çevresi belli bir plan dahilinde koruma bölgesi olarak ilan edilmelidir. Balıkçılık sektörünün yaşadığı güçlükler ivedilikle takip edilmelidir. Boğazda meydana gelebilecek kazalara karşı eylem planları oluşturulmalıdır. Gemilerin dümen kilitlenmesi, pervane kırılması gibi sorunlar uluslararası gemicilik ticaretini etkileyebilecektir. Atık suların arıtıldıktan sonra denize geri verilmemesi ve sulamada kullanılması sağlanmalıdır. Karasal kökenli girdiler, ileri biyolojik arıtımdan geçirildikten sonra derin deşarj yapılmalıdır. Müsilajın zamansal ve mekansal dağılımı belirlenerek, Marmara kıyılarındaki hareketli platformlarla reaktif oksijen dozlamasının araştırılarak yapılması temin edilmelidir. Mevcut arıtma tesislerinin ileri arıtım teknolojileri ile entegrasyonu sağlanmalıdır. Konuyla ilgili bir izleme komitesi kurulmalıdır."

 

Sonuç bildirgesinde "eğitim ve araştırmayla ilgili öneriler" başlığında şu değerlendirmeler yer aldı:

 

"100/2000 YÖK Doktora Programları'nda denizcilik ve su çalışmaları alanlarının bursiyer sayıları artırılmalıdır. Bu alanlar, proje çağrılarında öncelikli kapsama alınmalıdır. Araştırmaların daha geniş olarak fonlanması temin edilmelidir. Marmara Denizi’ne özel çalıştaylar düzenlenmeli, akademisyen ve öğrencilerin düzenli bir araya gelmesine imkan verilmelidir. Araştırmalarda kullanılan gemilerin oldukça eski oluşu sebebiyle, deniz araştırmalarıyla ilgili gemi ve altyapıları desteklenmelidir. Deniz Bilim yüksek lisans ve doktora eğitimi, farkındalık/topluma hizmet çalışmaları ve uluslarasılaşmayı da içeren bütünleşik bir 'Deniz Bilim Yükseköğretim Stratejisi' ile Türkiye denizlerinin sağlıklı, dayanıklı ve mavi ekonomik kalkınmayı da destekleyici bir işlevi olması sağlanmalıdır. Hem sağlıklı bir Marmara'ya ulaşmak için yeni nesil akademisyenleri yetiştirmek hem de mavi ekonomiye geçişi desteklemek için gereken profesyonel insan ihtiyacı, yüksek lisans, doktora, post-doktora eğitimini destekleyici politikaların geliştirilmesi, ulusal ve uluslararası değişim programlarının öğrenci ve akademisyenlikte desteklenmesi yoluyla karşılanmalıdır. Küresel ısınmanın önümüzdeki yıllarda daha fazla olacağı göz önüne alınarak model, tahminler ve senaryolara göre diğer bütün faaliyetler hakkında önlemler, özel tedbirler alınmalıdır. Denizlerimizin korunması konusunda okullarda farkındalık çalışmaları ve vatandaşı bilgilendirme çalışmalarını yapan üniversitelerimizin sayıları artırılmalıdır. Marmara'ya komşu belediyeler daha fazla sorumluluk üstlenmeli, özellikle arıtma ve atık konusunda yeni düzenlemeleri ve denetlemeleri devreye sokmalıdır."

KİMLER KATILDI?

 

Toplantıya TUBİTAK Çevre ve Temiz Üretim Enstitüsü Müdürü Selma Ayaz, İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Deniz ve İçsu Kaynakları Yönetimi Bölümü Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı Başkanı Melek İşinibilir Okyar, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ekrem Şanver Çelik, İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Firdevs Saadet Karakulak, Gebze Teknik Üniversitesi (GTÜ) Rektör Yardımcısı ve Çevre Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Keskinler, ODTÜ Erdemli Deniz Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Erkan Kıdeyş ve diğer öğretim üyeleri katıldı.

Yorumlar (0)
banner28
banner13
Günün Anketi Tümü
Z kuşağı yanıtlıyor: Türkiye'de Kurulacak olan 67. hükümette, Cumhurbaşkanlığı koltuğuna ve iktidara kim geçmelidir?
Z kuşağı yanıtlıyor: Türkiye'de Kurulacak olan 67. hükümette, Cumhurbaşkanlığı koltuğuna ve iktidara kim geçmelidir?
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Galatasaray 22 54
2. Fenerbahçe 21 45
3. Başakşehir 21 40
4. Beşiktaş 21 39
5. A.Demirspor 21 38
6. Trabzonspor 22 38
7. Kayserispor 21 32
8. Konyaspor 21 27
9. Karagümrük 21 26
10. Gaziantep FK 22 25
11. Alanyaspor 22 25
12. Sivasspor 22 24
13. Antalyaspor 21 24
14. Hatayspor 21 23
15. Ankaragücü 21 22
16. Kasımpaşa 22 22
17. Giresunspor 21 21
18. İstanbulspor 22 21
19. Ümraniye 21 14
Takımlar O P
1. Samsunspor 22 42
2. Eyüpspor 21 41
3. Bodrumspor 21 38
4. Pendikspor 22 37
5. Rizespor 21 37
6. Keçiörengücü 22 37
7. Sakaryaspor 22 37
8. Bandırmaspor 21 34
9. Boluspor 22 34
10. Manisa FK 21 30
11. Göztepe 22 30
12. Adanaspor 22 25
13. Tuzlaspor 22 22
14. Altay 22 19
15. Erzurumspor 22 18
16. Altınordu 21 17
17. Gençlerbirliği 22 16
18. Denizlispor 22 16
19. Yeni Malatyaspor 22 17
Takımlar O P
1. Arsenal 20 50
2. M.City 21 45
3. M. United 21 42
4. Newcastle 21 40
5. Tottenham 22 39
6. Brighton 20 34
7. Brentford 21 33
8. Fulham 22 32
9. Chelsea 21 30
10. Liverpool 20 29
11. Aston Villa 21 28
12. Crystal Palace 21 24
13. Nottingham Forest 21 24
14. Leicester City 21 21
15. Wolves 21 20
16. West Ham United 21 19
17. Leeds United 20 18
18. Everton 21 18
19. Bournemouth 21 17
20. Southampton 21 15
Takımlar O P
1. Barcelona 20 53
2. Real Madrid 20 45
3. Real Sociedad 20 39
4. Atletico Madrid 20 35
5. Rayo Vallecano 20 32
6. Villarreal 20 31
7. Real Betis 20 31
8. Athletic Bilbao 20 29
9. Osasuna 20 29
10. Mallorca 20 28
11. Girona 20 24
12. Celta Vigo 20 23
13. Real Valladolid 20 23
14. Almeria 20 22
15. Espanyol 20 21
16. Sevilla 20 21
17. Valencia 20 20
18. Cadiz 20 19
19. Getafe 20 18
20. Elche 20 9
banner5